Kur'ân-ı Kerim'i bir ilahi rehber aynı zamanda bir ilim ve hayat kaynağı olarak gönderen Allah Teâla'ya övgülerin en yücesini, bu ilahi mesajı kurtuluş reçetesi olarak tüm insanlığa ulaştıran Hz. Muhammed'e (sallallahu aleyhi ve sellem) selamların en güzelini sunarım.
Kur’ân-ı Kerim, insanların kalbinden şirkin köklerini kazıyıp, oraya tevhid anlayışını yerleştirmek için inmiştir. Bu bakımdan onun ele aldığı en temel konu 'tevhid' yani Allah'ın birliği inancıdır. Tevhid gerçeğinin tecellisi altında bulunan kâinatta da, onun gereği olarak bir intizam, bir âhenk ve bir bütünlük söz konusudur. Zira her şey tek olan Allah'tan kaynaklanmakta, tek olan Allah'ın iradesiyle hareket etmekte ve yine neticede tek olan Allah'a dönmektedir. Dolayısıyla ilim, bilgi ve bilimi de bu bütünlük içinde ele almak gerekmektedir.
İnancımıza göre menşeini yüce Allah'ın 'bilen' anlamındaki 'âlim ve 'alîm' sıfatlarının teşkil ettiği ilim/bilgi bir bütündür. Bu bütünün parçaları arasında, herhangi bir canlı organizmanın -örneğin insanın- beyin, kalb, ciğer, mide, böbrek, kafa, kol, bacak vs. organları arasında bulunan alaka gibi, oldukça yakın bir irtibat vardır. Bu organların toplamının mükemmel bir insanı oluşturması gibi, ancak parçalarının sıhhatli bir şekilde bir araya getirilmesiyle de gerçek ilim ortaya çıkar. Bu bakımdan, her ne kadar belirli maksatlarla çeşitli açılardan ilimlerin tasnifleri yapılmış olsa da, biz, bunların, aralarındaki ilişki tamamen kopacak şekilde ayrımlara tabi tutulup, öğretilmelerinin doğru olmadığı kanaatini taşımaktayız. Dolayısıyla ilmi; dinî ilimler ve dinî olmayan ilimler, müspet ilimler ve müspet olmayan ilimler vs. şeklinde ta işin başından sanki birbirlerine tamamen zıtmış gibi genel kategorilere bölmek kesinlikle tasvip edilecek bir durum değildir. İşte bu düşünceden hareketledir ki, İmam Muhammed el-Gazzali ve İbn Rüşd gibi Müslüman âlimler, vahye dayalı ilimler yanında tecrübî ilimlerle de uğraşmayı ilahi bir emir telakki etmişler ve böyle bir çabanın 'ibadet' olduğunu öne sürmüşlerdir.
İşte bizzat Kur’ân-ı Kerim'den kaynaklanan bu anlayışla hareket eden Müslümanlar, genel olarak miladi 16. asra kadar her türlü bilim ve teknolojide bütün dünyaya önderlik ederken, bu anlayışın yavaştan kaybolması, beyinlerde, ilimdeki bütünlük fikrinin parçalanması ve bunun sonucunun otomatik olarak eğitim-öğretim kurumlarına yansıması neticesinde gerileme başlamış ve tabiatıyla bu konudaki önderlik batı dünyasının eline geçmiştir. O günden bugüne İslâm dünyası, batı karşısında geri kalmışlığından asla kurtulamamış ve bir kısım gelişmeler olmakla birlikte hâlâ da bu durum devam etmektedir.
Şunu kesinlikle ifade etmek gerekir ki, İslâm dünyasının batı karşısında geri kalmasında Kur’ân-ı Kerim'in olumsuz bir etkisi asla söz konusu değildir. Zira inen ilk âyeti “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (Alak 96/1) buyruğuyla başlayan ve yine ilk inen âyetlerinde, “Oku, insana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin en büyük kerem sahibidir.” (Alak 96/3-5) buyurarak ilmi/bilgiyi, kalemle yazmayı dolayısıyla bunların ne kadar önemli olduğunu dile getiren, hem kendisini indiren Allah'ı hem de bizzat kendisini "ilim/bilgi" (bkz. Bakara 2/145) vasfıyla niteleyen ve her türlü bilgiyi teşvik eden Kur’ân-ı Kerim'in, hangi alanda olursa olsun bilimsel araştırmalara engel teşkil etmesi mümkün değildir. Belki eksiklik, onu gereği gibi anlamamaktan kaynaklanmaktadır.
İşte biz, bu çalışmada, Kur’ân-ı Kerim'in bilimsel faaliyet sahasında herhangi bir kısıtlama getirmediğini, tam tersine araştırma ve incelemeyi teşvik ettiğini ve böyle bir faaliyete dinî bir boyut kazandırdığı için herhangi bir Kur’ân-bilim çatışmasına sebep olabilecek ve bilim adamının bağımsız olarak faaliyet göstermesini engelleyecek yolları kapadığını açıklamaya çalıştık.
Kitabımız bir giriş, üç bölüm, sonuç ve bibliyografyadan oluşmaktadır.
Giriş kısmında Kur’ân, âyet, bilgi, bilim ve teknoloji gibi konu ile ilgili kavramları açıkladık. Eserin teorik kısmını oluşturan birinci bölümde Kur’ân-bilim ilişkisinin tarihi gelişimi, âyetleri bilimsel açıdan değerlendirmenin dayanaklarını, saiklerini ve mahzurlarını araştırdık.
İkinci bölümde Kur’ân âyetlerinin bilimsel ve teknolojik gelişmelerle ilişkisine, "canlıların sudan yaratılması", "insanın yaratılışı ve yaratılış evreleri", "varlıkların çift oluşu" "parmak izleri" vb. bilimsel olarak kesinleşmiş konulardan örnekler vererek Kur’ân'la bilim arasındaki uyumu tespit etmeye çalıştık.
Üçüncü bölümde ise Kur’ân-ı Kerim'de açıkça ifade edilen ve günümüzde bilimsel olarak araştırılan fakat henüz kesinlik kazanmamış "eşya nakli", "koku nakli", "insan ömrünün normalin üstünde uzaması" vb. gibi konulardan örnekler vererek Kur’ân'ın gelecekte bir kısım bilimsel araştırmalar ve teknolojik gelişmelere ışık tutup tutmadığını tartıştık.
Sonuç kısmında vardığımız neticeleri kaydedip, özetle Kur’ân âyetlerinin bilimsel ve teknolojik gelişmelerle yakın ilişkisinin bulunduğunu ve aralarında gerçek anlamda bir çelişkinin bulunmadığını tesbit ederek, âyetleri bilimsel açıdan değerlendirirken dikkat edilmesi gereken bir kısım kuralları belirttik.
Bibliyografya kısmında da kitabın yazımında kullandığımız kaynakların dökümünü yaptık.
Çalışmamızın ilim dünyasına faydalı olmasını dileriz.
12. 02. 2009
Prof. Dr. Ömer ÇELİK



































